Yeni Ufuklar

Yeni bir aile ile tanıştım. Filistin’den Suriye’ye oradan Türkiye’ye oradan Kıbrıs’a oradan Hindistan’a oradan Malezya’ya ve son olarak Endonezya’dan Avustralya’ya ulaşmış bu mülteci aile bana çok iyi bir ders verdi. Okulumuzda yardımcı olarak işe alınan M.’nin 4 çocuğu, eşi ve bir de kendileri ile seyahat eden yaşlı bir annesi var. 5 yıl önce ülkelerini terk etmişler, çoluk çocuk oradan oraya hayata tutunma umuduyla sürüklenmişler. Anlattıklarına göre Endonezya’da ellerinde kalan son parayı da umut tüccarlarına verip karpuz gibi dizilmişler eski harap bir bota. Her yıl yüzlerce mülteci Endonezya’dan Avustralya’ya gelmek için bindirildikleri bu botların batmasıya okyanusta hayatlarını kaybediyor. Kamuoyunun “boat people” lara bakışı iki türlü. Kimisi, hayatlarını riske atıp bu yolculuğa çıkmayı göze almışlarsa eğer Avustralya onları kabul etmelidir, diyor. Kimisi de, yasal yollarla başvurup sığınma hakkı isteyenlere haksızlık oluyor, bota binip gelenler geri gönderilmeli; hem de onlara bizim vergilerimizle bakılıyor filan diye söylenip onların ülkeye alınmasını kabul etmiyor. Derken iki ay önce başbakan bir duyuru yaptı. Duyuru yapıldığı andan itibaren geçerli olan yasaya göre botla gelen mülteciler Papua Yeni Gine’deki sığınma kamplarına gönderilecek ve Avustralya’nın parası ile orada sağlık, eğitim, barınma vs. ihtiyaçları karşılanacak. Bu kamplarda oldukça uzun süre kalacaklar. Hatta geçenlerde birisi bot ile Christmas Adasına gelebilmiş ama Avustralya hükümeti o adamın gerisin geri Papua Yeni Gine’ye gönderilişinin videosunu çekip “Eğer geçerli bir vizeniz yoksa Avustralya’ya alınmayacaksınız” diye defalarca belirterek propaganda niyetine kullanmış. Bu işten en zararlı çıkanlar insan kaçakçıları. Şimdi herkes son durağın Avustralya değil, Papua Yeni Gine olduğunu bildiği için boş umutlara bel bağlayıp, canını tehlikeye atıp, son kuşunu da insan kaçakçılarına vermiyor. Neyse, bu aile tam bu yasa yürürlüğe girmeden bir kaç hafta önce ülkeye giriş yapmış. Anlattıklarına göre ellerinde artık bavulları bile yokmuş. Sadece birkaç poşet eşya ile karpuz gibi tıkıştırılmışlar botlara, günlerce aç susuz okyanusta kelle koltukta yolculuk etmişler ve sonunda Avustralya’ya ulaşmışlar.  Hikayelerini dinleyince insanın yüreği acıyor. Şimdi sıfırdan bir hayat kurmanın peşindeler. Adamcağız okulda her işe koşturuyor, öğretmenler de ihtiyaçları olan şeyleri el birliği ile temin etmeye çalışıyor. Dünyada bazen böyle acımasız gerçekler tokat gibi insanın yüzüne çarpıyor. Şımarıklığımızı, tatminsizliğimizi veya açgözlülüğümüzü en net görüp anlayabildiğimiz anlar bu anlar. Çok acı ama insanın pusulasını doğrultuyor. Bir yakınımızı kaybetmemiz veya benzer başka bir travma da aynı şekilde hayatın aslında ne kadar kırılgan, kısa ve boş olduğunu bize hatırlatıyor. Şimdi kim bilir nasıl meseleler ile uğraşıyorsunuzdur, kimlere kızıyor, neyi delice istiyorsunuzdur? Kendimize bazı hedefler belirlemiş, hayatımızın ondan sonra daha anlamlı olacağını düşünüp, didinip duruyoruz. Dua edin de M. gibi birisi köşe başında karşınıza çıksın. Barış Manço’nun şarkısındaki gibi: Kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok! Yok, bıraktım arkadaş! Tafe’e gideyim, Visual Arts diploması alayım. Bir yıl daha okuyup burda sınıf öğretmeni olayım. Master’a başvurayım. Ebru ile sanatsal projeler yaratıp teşviklere baş vurayım, işi büyüteyim. Ev alayım, arabayı değiştireyim. Belki o zaman daha mutlu olurum. Yok yok, onlar benim başıma ekstra iş açmaktan başka bir işe yaramaz. Mutlu olayım diye kalktım Avustralya’ya geldim. PR’ı olanlara ne kadar özenirdim, PR aldık. Hala kendime yalandan oyuncak hedefler koyuyorum. Birinin bana şöyle sağlam bir tokat atması gerekiyor. Başımı masmavi gökyüzüne çevirecek, kulaklarıma kuş seslerini getirecek ve ciğerime sonuna kadar taptaze bahar havasını çektirecek bir tokat. Al kızlarını, öp onları, kokularını içine çek. Ellerinden tutup yürü cennet gibi sokaklarda. Beraber gül ve gözlerinin içine bak. Ellerini al öp, ayaklarına dokun yeniden, bebekliklerinden beri ne kadar büyüdüklerini fark et. Kaygılanmayı bırak, yaşamaya bak. Geçen zaman değil, ömründen eksilen, uçup giden, harcadığın bir gün. Kıymetini bil. Anın tadını çıkar. Hep aynı şeyleri yazıyorum değil mi? Olabilir! Akşam yemeğini yapacaktım gene yazmaya daldım! Endişelenme, dondurucuda mantı var! Hadi Bye!

Düşündüm de, bence ben çok düşünüyorum!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *